17 Ekim 2016 Pazartesi

Indie Pazartesi: hyukoh

Dört 93'lü gençten oluşan hyukoh son zamanların en dikkat çeken indie gruplarından birisi. Kazınmış saçları ve dövmeleriyle, hyukoh'un fikir babası, söz yazarı ve vokalisti Oh Hyuk, görünüşüyle tezat yaratan sesi ve müziğiyle dinleyenleri içsel bir yolculuğa davet ederken ona bassta Im Dong Gun, gitarda Lim Hyun Jae, davullarda Lee In Woo eşlik ediyor.

hyukoh dinleyicilerle 2014'te ilk albümü "20" ile tanıştı. İlk başta Oh Hyuk tarafından solo bir proje olarak başlayan grup, ilk albümün çıkışının ardından diğer üyelerin de katılmasıyla bugünkü halini aldı. Infinite Challenge programına katılmalarıyla isimlerini geniş kitlelerine duyuran grubun, kaliteli müzikleri sayesinde ikinci albümleri "22" müzik listelerinin üst sıralarında kendisine yer edinmeyi başardı.

Şu sıralar üçüncü ve ilk tam uzunlukta albümleri olan "23" üzerinde çalışan grup, müziklerinin türü hakkında fikir birliğine ulaşabilmiş değil. O yüzden herhangi bir etiket yapıştırmak yerine içlerinden gelen müziği yapmaya odaklanmayı tercih ediyorlar. Oh Hyuk, uzun yıllar İngiliz müziği dinlediği için kaçınılmaz olarak müziğinde etkisi olduğunu belirtip; ayrıca Earth, Wind & Fire, John Mayer, The Whitest Boy Alive ve (benim de müziğine bayıldığım) Kings of Convenience'ın Erlend Øye'unu da ilham kaynakları arasında sayıyor.



Şarkı önerilerine gelecek olursak, "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" ve "The Science of Sleep" filmlerinden tanıdığımız yönetmen Michel Gondry'ye ithafen yazılmış Gondry, mutlaka dinlenmesi gerekenlerden. Klibi de bir Gondry filminden çıkmışçasına rüya ve gerçekliğin bulanıklaştığı beş dakikalık bir kaçış gibi... hyukoh'un ilk dinlediğim şarkısı ve bana kalırsa en başarılı işlerinden biri. 


Oh Hyuk'un pandaların çiftleşmeye isteksizlikleri nedeniyle soylarının tükenmek üzere olması ile ilgili okuduğu bir makalenin ardından, insanları saran bitkinlik, bıkmışlık ve isteksizlik üstüne yazdığı Panda Bear yüksek temposunun içinde hüzün saklayan bir parça.

Bir başka dikkat çeken parça da Infinite Challange ile ünlenen WI ING WI ING. 2015'te Naver'da En Çok İndirilen Şarkı ödülü alan WI ING WI ING, grubun en popüler şarkılarından birisi. Aynı şekilde 2016'da 13. Kore Müzik Ödülleri'nde En İyi Modern Rock Şarkısı ödülünü kazanan (ve Yılın Şarkısı ödülüne de aday olmuş olan) Comes and Goes da kesinlikle inanılmaz keyifli.

Oh Hyuk'un uzun yıllar yaşadığı Çin'den Kore'ye taşındığında aniden değişen çevresindeki insan ilişkilerine değindiği Hooka benim bir başka favorim. Özellikle gitarlar pek hoş.




Oh Hyuk, hyukoh'un yanısıra OHHYUK adı altında solo işler de çıkarıyor. Eğer K-Indie ile haşır neşir olmadığınız halde sesi tanıdık geldiyse muhtemelen Reply 1988'in soundtracki için söylediği Lee Moon Se'nin A Little Girl şarkısının coverını dinlediğiniz içindir.

Son olarak da Gondry'nin PRIMARY ve her işine bayıldığım Lim Kim ile beraber yeniden yorumlanmış versiyonunu mutlaka dinleyin. Orijinalinden çok farklı bir havası olmasına rağmen yine de olağanüstü.



Eğer hyukoh'u desteklemek istiyorsanız albümlerine iTunes'dan çok uygun fiyatlara sahip olabilirsiniz. Özellikle K-pop endüstrisi gibi bir devin altında varlıklarını sürdürmeye çalıştıkları için K-Indie gruplarının albümlerini almak müziklerinin devamlılığı konusunda kritik bir rol oynuyor. Eğer öyle ya da böyle albüm alacak durumda değilseniz de Spotify'dan albümlerine ulaşabilirsiniz.

iTunes'da hyukoh
Spotify'da hyukoh

16 Ekim 2016 Pazar

Yuna'nın Dizi Listesi - I


İzlediğim dizilerin bir listesini hazırlama işi için kolları sıvadım. Sayıları tahmin ettiğinizden daha az olsa da, bir oturuşta yazıp düzenlenemeyecek kadar fazla olduğu için bölüm bölüm yayınlamaya karar verdim. İzlemek isteyenler için de ufak ufak tanıtmış olurum hem. Gözünüze çarpan, izlemek istediğiniz, ya da izleyip çok sevdikleriniz hakkında yorum bırakmayı unutmayın. Sonsuza kadar bu diziler hakkında konuşabilirim ne de olsa.


49 Days
Kaderinde ölmek olmadığı halde komaya giren genç bir kadının hayata dönmek için 49 gün içinde onun için saf göz yaşı dökecek üç kişi bulmaya çalışmasını ve bu sırada bütün hayatını gözden geçirmesini anlatan biraz fantastik, fazlasıyla dram yüklü bir dizi. "Ruh Bekçisi" başta olmak üzere, akılda kalıcı karakterleri dizinin güçlü yanlarından. Günün sonunda sizi "Ben kimse için saf göz yaşı dökebilir miyim?" sorularıyla baş başa bırakacaktır.

Yuna'nın Notu: Yanınızda mendil ve sarılacak bir dost bulundurun.


City Hunter
Asker olan babasının beş politikacı tarafından örtbas edilen ölümünün intikamını almak isteyen genç bir adamın Başkan’ın korumasına aşık olmasıyla karmaşıklaşan öyküsü. Son derece heyecanlı ve keyifli bir süper kahraman orijin hikayesi. Ana karakterleri kadar yan karakterleriyle de büyülüyor. Mutlaka izlenmesi gerekenlerden.

Yuna'nın Notu: Dizinin soundtrackinden “The Fire of Love” parçasını mutlaka dinleyin.


Coffee Prince
Yaz akşamı deniz esintisiyle ürperip üstünüze aldığınız ince hırka tadında bir dizi. Müzikleri, çekimleri, senaryosu… Dizinin tamamı buram buram indie kokuyor. Babasının ölümünden sonra ailesine bakmak zorunda olan, bu yüzden de erkek kılığına girip Coffee Prince isimli bir kafede çalışan Eun Chang’ın hikayesini izliyoruz. Her ne kadar Kore medyası çerçevesinde sınırlı kalmış olsa da cinsiyet ve cinsellik iç çatışmaları unutulmaz sahneler kazıyor beyninize. Sadece Gong Yoo’nun aşık aşık bakışları için bile izlenir.

Yuna'nın Notu: Dizinin soundtracki K-Indie’ye giriş için ideal. Tercihen yıldızların altına uzanıp, deniz sesini dinlerken dinleyin.


Dream High
Büyük hayalleri olan bir grup müziksever gencin, onları “ümitsiz vaka” olarak etiketlemiş bir müzik okulunda kendilerini kanıtlama çabalarını anlatan müzikal. Ana karakteri Hye Mi’nin kendini beğenmiş, elitist ve soğuk bir genç kızdan, duvarlarını indirmeyi ve insanlara ulaşmayı öğrenmiş bir genç kadına olan yolculuğunu severek izleyeceksiniz. Grubun parçası diğer beş karakter de aynı sevgi ve özenle yazılmış, bizlere unutulmaz bir gençlik hikayesi bırakılmış.

Yuna'nın Notu: Dizide çokça geçen “A Goose’s Dream”in Carnival tarafından söylenen orijinalini ve Insooni coverını dinlemeyi unutmayın.


Flower Boy Next Door
Kendimizi korumak için ördüğümüz duvarlar ve taktığımız maskeler üzerine içten, nazik, bazen de acıtan bir dizi. Lisede yaşadığı travmatik olaylar nedeniyle kendini evine kapatıp, hayattan soyutlayan Dok Mi ile herkesi memnun edecek, mutsuzluğunu hiç göstermediği bir maske takmış Enrique’nin; görünürde zıt özünde aynı iki yalnız insanın, iyileşme ve aşk hikayesi. Aslında bir mahalle dolusu, kendine has yalnızlıkları olan ve bir şekilde bununla başa çıkmaya çalışan modern şehir insanlarının hikayesi. Karakterleriyle beraber sizi de iyileştirme gücü var…

Yuna'nın Notu: Dok Mi ve Enrique’yi canlandıran Park Shin Hye ve Yoon Shi Yoon gerçekte oynadıkları karakterlerle tam zıt karakterlere sahip oldukları için çekim aralarında pek çok fikir alış-verişinde bulunmuş, karakterleri beraber inşa etmişler. Park Shin Hye, Dok Mi’nin yaşadıklarını yaşayan insanlara ulaşabilmek, onların hikayesini anlatabilmek için bu rolü kabul etmiş.


14 Ekim 2016 Cuma

Reply 1988

Cemal Süreya'nın Fotoğraf isimli bir şiiri vardır... Son iki dizesi aslında tam da Reply 1988'i anlatır.
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel
90'lar çocuklarının sadece son demlerine şahit olabildiği, artık var olmayan bir yaşam biçimine biraz ağıt, biraz da sevgi dolu bir mektup Reply 1988.

Gece yatağa uzanıp radyoda en sevdiği şarkının çıkmasını bekleyen, kamyon peşinde koşan, toplandıkları evde kiraladıkları kaseti izlerken saatin altıyı vurmasıyla kapıya çıkıp onları eve çağıran annelerinin sesiyle hemencecik ayaklanan, komşudan komşuya yemek taşımaktan bir türlü sofraya oturamayan gençlerin ve binbir türlü zorlukla onları yetiştiren ailelerinin öyküsü bu. İlk aşkların ve yirmi beş yılı devirmiş evliliklerin, ilk kalp kırıklıklarının ve geçen yıllara rağmen acısı geçmeyen yaşanamamışlıkların, beraber büyümenin ve beraber yaşlanmanın, aslında bir aile olmuş beş ailenin, küçücük bir sokağa sığan kocaman kalpli insanların öyküsü...


Hikayeyi fakir bir ailenin ortanca çocuğu olmanın zorluklarıyla büyümüş bir genç kız olan Deok Sun'un ağzından dinliyoruz. 70'lerde Kore'de bebek doğumlarında ani bir artış olmuş ve bu patlama hikayenin geçtiği Ssangmundong mahallesini de es geçmemiş, aynı yaşta dört arkadaşın dünyaya gelmesine neden olmuştur. Soğuk mizaçlı ama altın kalpli Jung Hwan, sürekli başına bela açan ama bilge ruhlu Dong Ryong, her annenin damadı olmasını isteyeceği Sun Woo... Bu dört yaramaz çocuğa annesinin ölümünden sonra babasıyla mahalleye taşınan sessiz ve ürkek Taek katılır. "Mahallenin, sadece zaman ile arkadaşlık yaratma gücü vardır," diye anlatır Deok Sun. "Böylelikle dörtken beş olduk."

Deok Sun ve arkadaşları Taek'in odasındaki ufak dünyalarında sonsuza kadar orada olacaklarmış gibi gençlik günlerini geçirirlerken, yavaş yavaş ilk aşkı keşfetmeye başlarlar. İlk kıskançlıklarını, ilk kalp kırıklıklarını da diğer her ilkleri gibi birbirleriyle yaşarlar. Ancak günün sonunda birbirlerinin üstünü örtüp, aynı tencereden yemek yiyip, aynı yorganın altında Dirty Dancing izlemek diğer her duyguya ağır basar. Çünkü Deok Sun'un dediği gibi birisini sevmek, ondan ne kadar istersen iste nefret edememektir...


Gençliğin olduğu kadar ailenin de hikayesi Reply 1988. Farklı farklı dertlerle boğuşan üç anne, sokakta fasülye ayıklayıp içlerini dökerken; babalar da içki masasında sorunları hariç her şey hakkında konuşarak ayakta kalırlar. Ailelerini korumak için taktıkları maskeler, yaptıkları fedakarlıklar, bazen ne kadar kısarlarsa kıssınlar ödenmeyen faturalar aynı sofrayı paylaştıklarında gözlerine daha ufak görünmekte, yürekleri daha hafif yataklarına dönmekte hepsi.

Her bölüm bu kocaman ailenin başından geçen olayları izlerken, mahallenin bir parçası hissetmekten alıkoyamıyor insan kendini. Mahallenin en küçüğü Noel Baba'ya tekrar inansın diye kar yağmayan bir günde kardan adam yapmaya çabalalarlarken onlarla birlikte panik yapıyor, kızını eyleme gitmesin diye odasına kilitlerken eylemdeki gençleri polisten kurtaran bir babanın çaresizliğini paylaşıyor, lotoyu tutturup zengin olduktan sonra ne alırsa tüm mahalleye alan bir kadının gönlünün zenginliğine minnet duyuyor, ailelerine yakalanmaktan korkan gençlerin ürkek öpüşmeleriyle kalbinizin küt küt attığını hissediyorsunuz.


Reply 1988, gücünü hayatın sıradanlığının olağanüstülüğünden alıyor. Belki de televizyonlarımızda büyük patlamaların ve yer gökleri inleten ilan-ı aşkların olmadığı bir zamanı anlattığı için, kendisi de aşırılıktan uzak. İlk defa aşık olan bir gencin gözlerindeki parıltı kadar naif, bir annenin çocuğunun karnı doysun diye atladığı öğün kadar kıymetli, anne ve babalarımızın da ailelerinin çocukları olduğunu ilk fark ettiğimiz an gibi çarpıcı.

İlk bölümden boğazınızı düğümleyen, yirmi bölüm boyunca hayatın her döneminden sizi geçiren, her duyguyu hissettiren Reply 1988; buruk bir vedayla ayrılıyor aranızdan. Ssangmundong'dan ayrılırken, gençliğe de, hayatın ilklerine de veda ediyorsunuz...

"Şimdi oralar hep apartman olmuştur," diyor Deok Sun günümüzde. "Geri dönüp görecek hiçbir şey yok."

Herkes mutlu olmasına rağmen, buruk ayrılıyorsunuz diziden. Hiç yaşamadığınız bir mahallenin yasını tutuyor, geri gelmeyecek günleri özlüyorsunuz. Ama belki de dizide de çalan 80'ler şarkısı "Endişelenme Canım" (걱정말아요 그대)'da söylendiği gibidir. Geçmiş, geçmişte kaldığı zaman anlamlıdır.

Yüzünde gülümsemeyle ayrılmak isteyenler ise aşağıda Ssangmungdong çocuklarının kapı kapı yemek taşımalarını izlesin mutlaka. Ben tekrar tekrar izleyeceğimi biliyorum...

Indie Pazartesi

Güneşin yüzünü bulutların arkasında saklamaya başladığı ve kaldırdığımız yerlerinden berelerimizi çıkardığımız havalar kapıyı çalınca, en sevdiğim müzikleri dinlemenin zamanı gelmiş demektir...

Soğuk hava müziğidir K-Indie... Camlarınızda pıtırdayan yağmur damlaları veya yavaşça süzülen kar taneleri, elinizde sıcacık kahveniz ve varlığı eski bir dost gibi sizi saran melankoliye daha iyi bir eş düşünemiyorum.

Kore popunun altını kazıdıkça çıkan bu hazineler o kadar zengin ki tek bir kategoriye sokmak, tek bir ilham kaynağı göstermek mümkün değil. Tabii ki Avrupa, özellikle İngiltere, indie müziğinin etkilerini görebilirsiniz ancak Kore'nin iyi olduğu bir şey varsa o da her neye el atarsa atsın onu kendi kültürüne bulayıp, yoğurup, özgün bir şekil vermesi... Ve belki de Korelilerin kalp ağrısı benimkine batıdakilerden daha tanıdık geldiği için en sevdiğim mevsimlerde hayatımın soundtrackini onlar çalıyor ve söylüyorlar...

Pazartesi günleri, size o hafta eşlik etmesi için uzun süredir sevdiğim ya da yeni keşfettiğim K-Indie gruplarından bahsedeceğim. Böylelikle belki size okuldan, işten dönerken kafanızı cama yasladığınızda kulağınızı okşayacak birkaç şarkı hediye edebilirim.

Bütün yazılara aşağıdan ulaşabilirsiniz...

Indie Pazartesi

8 Ocak 2015 Perşembe

Tanıtım ~ "Healer"


Nereden çıktın sen Healer?

Fragmanını ilk gördüğümde Mirror's Edge oyununun konseptinin tamamen alındığını fark edip biraz huzursuz olmuştum. Gerçekten çok güzel bir konsept olmasına rağmen bu kadar bariz bir "esinlenme" söz konusu olunca en azından oyuna ufak bir teşekkür edilmesi gerekliydi bence. Bu yüzden diziyi hem merak etmiş (Mirror's Edge'i gerçekten çok severek oynamıştım) hem de güzel olup olmayacağından emin olamamıştım.

Ancak dizi başladıktan sonra hiçbir şüphem kalmadı. Healer tam anlamıyla harikulade. Aksiyon, romantizm ve komedi dengesi çok iyi sağlanmış. Uzun zamandır hiçbir Kore dizisi bu kadar kalbimi attırmamış, bu kadar ekran başında kıkırdamama ve mutlu olmama neden olmamıştı. Kore dizileri hakkında sevdiğim her şeyi yeniden bana hatırlattı Healer.


Healer'ın konusu kısaca şöyle:
Jung Hoo (Ji Chang Wook) isimli ana karakterimiz "gece kuryesi" ismini taşıyan bir meslek sahibidir. Bu kuryeler, özel olarak eğitilmiş, dövüş konusunda yetenekli ve çatıdan çatıya atlayabilmek gibi uçuk becerileri olan insanlar. (*öhö* Mirror's Edge *öhö* Cidden, dizinin ana müziği bile Mirror's Edge'in ana müziğine benziyor. Neyse.) Jung Hoo'nun takma adı Healer ve gece kuryeleri arasında dünyanın en iyisi. Kimse onun neye benzediğini bilmiyor ve aynı şekilde o da kurye işlerini hiçbir soru sormadan, kim için çalıştığını bile öğrenmeden hallediyor. Karşılıklı bir gizlilik söz konusu yani. 
Jung Hoo'nun tek hayali kendisine bir ada satın almak ve orada yalnız yaşamak. Tek irtibatı olan insanlar "Ahjumma" diye seslendiği hacker patronu ve getir götür işlerini yaptırttığı yardımcısı Dae Young. 
Jung Hoo'nun aldığı görevlerden biri de Chae Young Shin (Park Min Young) isimli bir kızın DNA örneğini almak. Young Shin, evlatlık verilmiş, sevecen bir babayla yaşayan ve sınavlarında çok başarılı olmayıp ortalama bir üniversiteden mezun olmuş olsa da bir gün dünyaca ünlü bir muhabir olma hayali kuran bir kız. Bunun için yılmadan savaşmaya kararlı. 
Kim Moon Ho (Yoo Ji Tae) ise Young Shin'in hayran olduğu Kore'nin en ünlü muhabiri. Jung Hoo'yu, Young Shin'in DNA örneğini alması için tutan kişi de Moon Ho'dan başkası değil. 
Bu üç karakterin haberdar olmadıkları ortak bir geçmişi var ve büyüklerin yaptığı hataları çözmek, kendilerini tanımak ve bir fark yaratmak işi onlara düşüyor. 

Diziyi özetlemek gerçekten çok zor. Geniş bir karakter yelpazesi var ve hepsinin geçmişi, anlatacak bir hikayesi var. Bu yüzden sadece bu kısa tanıtım diziyi hakkıyla açıklamaya yetmiyor. Ancak size şunu söyleyebilirim ki dizi hakkında en ufak bir şüpheniz varsa, hepsini bir yana bırakın ve diziyi izlemeye koyulun. Jung Hoo siz daha ne olduğunu anlamadan kalbinizi çalacak ve Young Shin'i de bağrınıza basacaksınız. Bir sonraki bölümü beklerken saç baş yolmamaya çalışmak da cabası.

O yüzden hiç tereddüt etmeyin ve en yakın Kore dizisi izleme kaynağınıza gidip ilk bölüme gömülün.

4 Temmuz 2014 Cuma

f(x) - Red Light

Dört gözle beklediğimiz Red Light klibi! Klip tek kelimeyle muhteşem. Çekimler, danslar, kıyafetler, mekanlar, her şey harika.
Şarkıya ise biraz alışmak lazım. Son iki senedir çıkan her SM şarkısı gibi şarkı çok kopuk kopuk geliyor kulağa. Ancak özellikle ikinci yarısı harika olmuş.
f(x) sonunda geri döndü!

25 Nisan 2014 Cuma

Drama Diyarlarında Seri Katil Rüzgarı - Gap Dong


Sevimli romantik komediler izlemek isteyen Kore dizisi severler şu sıralar hayal kırıklığına uğrayabilir, çünkü son zamanlarda yayınlanan Kore dizilerinde bariz bir şekilde seri katil teması ağırlıkta. Bunlardan en yenisi de gerçek bir hikayeden yola çıkılan, aynı zamanda bir film uyarlaması da olan Gap Dong...

Gap Dong, 1993-1996 yılları arasında Iltan isimli (hayali) şehirde 9 kadını öldürmüş ancak hiçbir zaman yakalanamamış bir katil. Bu olaylardan 17 yıl sonra, o zamanlar olay üzerinde çalışmış olan polis memuru Yang Cheol Gon (Sung Dong Il) emeklilikten önce yapacağı son şey olarak yeniden Gap Dong'u bulmaya çalışmaya karar vererek Iltan'a geri döner.
17 yıl önce Gap Dong olmakla suçladığı adamın oğlu Ha Moo Yeom (Yoon Sang Hyun ama aslında o hep Oska) da büyümüş ve suçlu çocuklara kol kanat geren bir dedektif olmuştur. Moo Yeom'un ölesiye nefret ettiği Cheol Gon'un dönüşüyle yıllarca bastırılmış duygular ortaya çıkar. Ancak Gap Dong'un cinayetlerine benzer birtakım cinayetler yeniden işlenmeye başlayınca Moo Yeom, Gap Dong'u yakalamak ve babasının masumiyetini kanıtlamak için Cheol Gon'un ekibine katılır.

Moo Yeom ve Cheol Gon tabii ki tek başlarına değiller. Gap Dong'un geri dönüşünün Ryu Tae Oh (Lee Joon) isimli bir genç adamın akıl hastanesinden salınmasıyla aynı zamana denk gelmesi bir tesadüf değil. Henüz onun hakkında pek bir şey bilmiyoruz ancak yeni cinayetleri onun işliyor olması çok büyük bir ihtimal.



Bir diğer karakterimiz ise Maria Oh (Kim Min Jung). Kendisi Gap Dong'un yıllar önce işlediği cinayete küçük bir kızken görgü tanığı olmuş ve bir şekilde hayatta kalmış bir doktor. En ilginç özelliklerinden birisi hastanedeki inanılmaz sadeliğinin, dışarda siyah ojeler ve punk rockçı havasıyla oluşturduğu tezat. Oldukça ilginç bir karakter ve hem Gap Dong'un cinayetinin görgü tanığı, hem de Tae Oh'un doktoru olarak çok kilit roller oynayacağını düşünüyorum.

Son olarak ise Moo Yeom'un yardım ettiği suç işlemiş çocuklardan biri olan, katilimizin kaçıracağı ve daha sonra da cinayetlerini onun yazdığı webtoondaki (internette yayınlanan çizgi roman) olaylarla doğru orantılı olarak işleyeceği Ma Ji Wool (Kim Ji Won) var. Ji Wool, Tae Oh ile yolda karşılaşıyor ve ona webtoonu için model olması teklifini götürüyor. Olayların nasıl gelişeceğini gelecek bölümlerde göreceğiz. (Burnuma Stockholm sendromu kokusu geliyor.)

Kore dizisi severler olarak dizileri ilk bölümlerinden yargılamamayı hepimiz çok iyi biliyoruz. Hepimizin kalbinde yer eden mükemmel çoğu dizi, fazlasıyla yavaş başlangıçlara sahip. Dizilerin hikayelerini oluşturmaları ve karakterlerini iyi tanıtmaları için 2-4 bölüm civarı beklememiz gerekebiliyor.
Ancak Gap Dong, daha ilk iki bölümden izleyiciyi içine çekecek bir hikayeyi ustalıkla ortaya koymayı başarmış. Hemen hemen bütün karakterlerimiz hakkında onların hikayesini önemseyecek, ancak aynı zamanda daha fazlasını öğrenmek isteyecek kadar bilgi sahibiyiz.

Moo Yeom'un olayları kendisini katilin yerine koyarak kafasında canlandırması bana Hannibal'ın Will Graham'ını anımsattı. Ayrıca hikayeyi büyük ihtimalle katilin açısından da izleyecek olmamız da Hannibal'ı hatırlatan bir başka etken. Açıkçası şikayet etmiyorum. Kore draması diyarında biraz daha fazla gerilim görmekte hiçbir sakınca yok. (Ama bu sırada romantik komediler de kaybolmasın bir yerlere lütfen.)

Özetle, Gap Dong ilk iki bölümde ağzımıza bir parmak bal çalıyor ve daha sonra da "geldiği yerde daha çok var, haftaya yine bekleriz" diyerek kavanozu sallıyor. Ben açıkçası daha fazlası için geri döneceğim. Sizi de beklerim.