11 Kasım 2017 Cumartesi

YouTube!

Yuna'nın Kore Günlüğü bu sefer gerçekten Kore'de devam ediyor... İsim farklı, platform farklı ama ben hep benim galiba. :D Buyrun...

17 Ekim 2016 Pazartesi

Indie Pazartesi: hyukoh

Dört 93'lü gençten oluşan hyukoh son zamanların en dikkat çeken indie gruplarından birisi. Kazınmış saçları ve dövmeleriyle, hyukoh'un fikir babası, söz yazarı ve vokalisti Oh Hyuk, görünüşüyle tezat yaratan sesi ve müziğiyle dinleyenleri içsel bir yolculuğa davet ederken ona bassta Im Dong Gun, gitarda Lim Hyun Jae, davullarda Lee In Woo eşlik ediyor.

hyukoh dinleyicilerle 2014'te ilk albümü "20" ile tanıştı. İlk başta Oh Hyuk tarafından solo bir proje olarak başlayan grup, ilk albümün çıkışının ardından diğer üyelerin de katılmasıyla bugünkü halini aldı. Infinite Challenge programına katılmalarıyla isimlerini geniş kitlelerine duyuran grubun, kaliteli müzikleri sayesinde ikinci albümleri "22" müzik listelerinin üst sıralarında kendisine yer edinmeyi başardı.

Şu sıralar üçüncü ve ilk tam uzunlukta albümleri olan "23" üzerinde çalışan grup, müziklerinin türü hakkında fikir birliğine ulaşabilmiş değil. O yüzden herhangi bir etiket yapıştırmak yerine içlerinden gelen müziği yapmaya odaklanmayı tercih ediyorlar. Oh Hyuk, uzun yıllar İngiliz müziği dinlediği için kaçınılmaz olarak müziğinde etkisi olduğunu belirtip; ayrıca Earth, Wind & Fire, John Mayer, The Whitest Boy Alive ve (benim de müziğine bayıldığım) Kings of Convenience'ın Erlend Øye'unu da ilham kaynakları arasında sayıyor.



Şarkı önerilerine gelecek olursak, "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" ve "The Science of Sleep" filmlerinden tanıdığımız yönetmen Michel Gondry'ye ithafen yazılmış Gondry, mutlaka dinlenmesi gerekenlerden. Klibi de bir Gondry filminden çıkmışçasına rüya ve gerçekliğin bulanıklaştığı beş dakikalık bir kaçış gibi... hyukoh'un ilk dinlediğim şarkısı ve bana kalırsa en başarılı işlerinden biri. 


Oh Hyuk'un pandaların çiftleşmeye isteksizlikleri nedeniyle soylarının tükenmek üzere olması ile ilgili okuduğu bir makalenin ardından, insanları saran bitkinlik, bıkmışlık ve isteksizlik üstüne yazdığı Panda Bear yüksek temposunun içinde hüzün saklayan bir parça.

Bir başka dikkat çeken parça da Infinite Challange ile ünlenen WI ING WI ING. 2015'te Naver'da En Çok İndirilen Şarkı ödülü alan WI ING WI ING, grubun en popüler şarkılarından birisi. Aynı şekilde 2016'da 13. Kore Müzik Ödülleri'nde En İyi Modern Rock Şarkısı ödülünü kazanan (ve Yılın Şarkısı ödülüne de aday olmuş olan) Comes and Goes da kesinlikle inanılmaz keyifli.

Oh Hyuk'un uzun yıllar yaşadığı Çin'den Kore'ye taşındığında aniden değişen çevresindeki insan ilişkilerine değindiği Hooka benim bir başka favorim. Özellikle gitarlar pek hoş.




Oh Hyuk, hyukoh'un yanısıra OHHYUK adı altında solo işler de çıkarıyor. Eğer K-Indie ile haşır neşir olmadığınız halde sesi tanıdık geldiyse muhtemelen Reply 1988'in soundtracki için söylediği Lee Moon Se'nin A Little Girl şarkısının coverını dinlediğiniz içindir.

Son olarak da Gondry'nin PRIMARY ve her işine bayıldığım Lim Kim ile beraber yeniden yorumlanmış versiyonunu mutlaka dinleyin. Orijinalinden çok farklı bir havası olmasına rağmen yine de olağanüstü.



Eğer hyukoh'u desteklemek istiyorsanız albümlerine iTunes'dan çok uygun fiyatlara sahip olabilirsiniz. Özellikle K-pop endüstrisi gibi bir devin altında varlıklarını sürdürmeye çalıştıkları için K-Indie gruplarının albümlerini almak müziklerinin devamlılığı konusunda kritik bir rol oynuyor. Eğer öyle ya da böyle albüm alacak durumda değilseniz de Spotify'dan albümlerine ulaşabilirsiniz.

iTunes'da hyukoh
Spotify'da hyukoh

16 Ekim 2016 Pazar

Yuna'nın Dizi Listesi - I


İzlediğim dizilerin bir listesini hazırlama işi için kolları sıvadım. Sayıları tahmin ettiğinizden daha az olsa da, bir oturuşta yazıp düzenlenemeyecek kadar fazla olduğu için bölüm bölüm yayınlamaya karar verdim. İzlemek isteyenler için de ufak ufak tanıtmış olurum hem. Gözünüze çarpan, izlemek istediğiniz, ya da izleyip çok sevdikleriniz hakkında yorum bırakmayı unutmayın. Sonsuza kadar bu diziler hakkında konuşabilirim ne de olsa.


49 Days
Kaderinde ölmek olmadığı halde komaya giren genç bir kadının hayata dönmek için 49 gün içinde onun için saf göz yaşı dökecek üç kişi bulmaya çalışmasını ve bu sırada bütün hayatını gözden geçirmesini anlatan biraz fantastik, fazlasıyla dram yüklü bir dizi. "Ruh Bekçisi" başta olmak üzere, akılda kalıcı karakterleri dizinin güçlü yanlarından. Günün sonunda sizi "Ben kimse için saf göz yaşı dökebilir miyim?" sorularıyla baş başa bırakacaktır.

Yuna'nın Notu: Yanınızda mendil ve sarılacak bir dost bulundurun.


City Hunter
Asker olan babasının beş politikacı tarafından örtbas edilen ölümünün intikamını almak isteyen genç bir adamın Başkan’ın korumasına aşık olmasıyla karmaşıklaşan öyküsü. Son derece heyecanlı ve keyifli bir süper kahraman orijin hikayesi. Ana karakterleri kadar yan karakterleriyle de büyülüyor. Mutlaka izlenmesi gerekenlerden.

Yuna'nın Notu: Dizinin soundtrackinden “The Fire of Love” parçasını mutlaka dinleyin.


Coffee Prince
Yaz akşamı deniz esintisiyle ürperip üstünüze aldığınız ince hırka tadında bir dizi. Müzikleri, çekimleri, senaryosu… Dizinin tamamı buram buram indie kokuyor. Babasının ölümünden sonra ailesine bakmak zorunda olan, bu yüzden de erkek kılığına girip Coffee Prince isimli bir kafede çalışan Eun Chang’ın hikayesini izliyoruz. Her ne kadar Kore medyası çerçevesinde sınırlı kalmış olsa da cinsiyet ve cinsellik iç çatışmaları unutulmaz sahneler kazıyor beyninize. Sadece Gong Yoo’nun aşık aşık bakışları için bile izlenir.

Yuna'nın Notu: Dizinin soundtracki K-Indie’ye giriş için ideal. Tercihen yıldızların altına uzanıp, deniz sesini dinlerken dinleyin.


Dream High
Büyük hayalleri olan bir grup müziksever gencin, onları “ümitsiz vaka” olarak etiketlemiş bir müzik okulunda kendilerini kanıtlama çabalarını anlatan müzikal. Ana karakteri Hye Mi’nin kendini beğenmiş, elitist ve soğuk bir genç kızdan, duvarlarını indirmeyi ve insanlara ulaşmayı öğrenmiş bir genç kadına olan yolculuğunu severek izleyeceksiniz. Grubun parçası diğer beş karakter de aynı sevgi ve özenle yazılmış, bizlere unutulmaz bir gençlik hikayesi bırakılmış.

Yuna'nın Notu: Dizide çokça geçen “A Goose’s Dream”in Carnival tarafından söylenen orijinalini ve Insooni coverını dinlemeyi unutmayın.


Flower Boy Next Door
Kendimizi korumak için ördüğümüz duvarlar ve taktığımız maskeler üzerine içten, nazik, bazen de acıtan bir dizi. Lisede yaşadığı travmatik olaylar nedeniyle kendini evine kapatıp, hayattan soyutlayan Dok Mi ile herkesi memnun edecek, mutsuzluğunu hiç göstermediği bir maske takmış Enrique’nin; görünürde zıt özünde aynı iki yalnız insanın, iyileşme ve aşk hikayesi. Aslında bir mahalle dolusu, kendine has yalnızlıkları olan ve bir şekilde bununla başa çıkmaya çalışan modern şehir insanlarının hikayesi. Karakterleriyle beraber sizi de iyileştirme gücü var…

Yuna'nın Notu: Dok Mi ve Enrique’yi canlandıran Park Shin Hye ve Yoon Shi Yoon gerçekte oynadıkları karakterlerle tam zıt karakterlere sahip oldukları için çekim aralarında pek çok fikir alış-verişinde bulunmuş, karakterleri beraber inşa etmişler. Park Shin Hye, Dok Mi’nin yaşadıklarını yaşayan insanlara ulaşabilmek, onların hikayesini anlatabilmek için bu rolü kabul etmiş.


14 Ekim 2016 Cuma

Reply 1988

Cemal Süreya'nın Fotoğraf isimli bir şiiri vardır... Son iki dizesi aslında tam da Reply 1988'i anlatır.
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel
90'lar çocuklarının sadece son demlerine şahit olabildiği, artık var olmayan bir yaşam biçimine biraz ağıt, biraz da sevgi dolu bir mektup Reply 1988.

Gece yatağa uzanıp radyoda en sevdiği şarkının çıkmasını bekleyen, kamyon peşinde koşan, toplandıkları evde kiraladıkları kaseti izlerken saatin altıyı vurmasıyla kapıya çıkıp onları eve çağıran annelerinin sesiyle hemencecik ayaklanan, komşudan komşuya yemek taşımaktan bir türlü sofraya oturamayan gençlerin ve binbir türlü zorlukla onları yetiştiren ailelerinin öyküsü bu. İlk aşkların ve yirmi beş yılı devirmiş evliliklerin, ilk kalp kırıklıklarının ve geçen yıllara rağmen acısı geçmeyen yaşanamamışlıkların, beraber büyümenin ve beraber yaşlanmanın, aslında bir aile olmuş beş ailenin, küçücük bir sokağa sığan kocaman kalpli insanların öyküsü...


Hikayeyi fakir bir ailenin ortanca çocuğu olmanın zorluklarıyla büyümüş bir genç kız olan Deok Sun'un ağzından dinliyoruz. 70'lerde Kore'de bebek doğumlarında ani bir artış olmuş ve bu patlama hikayenin geçtiği Ssangmundong mahallesini de es geçmemiş, aynı yaşta dört arkadaşın dünyaya gelmesine neden olmuştur. Soğuk mizaçlı ama altın kalpli Jung Hwan, sürekli başına bela açan ama bilge ruhlu Dong Ryong, her annenin damadı olmasını isteyeceği Sun Woo... Bu dört yaramaz çocuğa annesinin ölümünden sonra babasıyla mahalleye taşınan sessiz ve ürkek Taek katılır. "Mahallenin, sadece zaman ile arkadaşlık yaratma gücü vardır," diye anlatır Deok Sun. "Böylelikle dörtken beş olduk."

Deok Sun ve arkadaşları Taek'in odasındaki ufak dünyalarında sonsuza kadar orada olacaklarmış gibi gençlik günlerini geçirirlerken, yavaş yavaş ilk aşkı keşfetmeye başlarlar. İlk kıskançlıklarını, ilk kalp kırıklıklarını da diğer her ilkleri gibi birbirleriyle yaşarlar. Ancak günün sonunda birbirlerinin üstünü örtüp, aynı tencereden yemek yiyip, aynı yorganın altında Dirty Dancing izlemek diğer her duyguya ağır basar. Çünkü Deok Sun'un dediği gibi birisini sevmek, ondan ne kadar istersen iste nefret edememektir...


Gençliğin olduğu kadar ailenin de hikayesi Reply 1988. Farklı farklı dertlerle boğuşan üç anne, sokakta fasülye ayıklayıp içlerini dökerken; babalar da içki masasında sorunları hariç her şey hakkında konuşarak ayakta kalırlar. Ailelerini korumak için taktıkları maskeler, yaptıkları fedakarlıklar, bazen ne kadar kısarlarsa kıssınlar ödenmeyen faturalar aynı sofrayı paylaştıklarında gözlerine daha ufak görünmekte, yürekleri daha hafif yataklarına dönmekte hepsi.

Her bölüm bu kocaman ailenin başından geçen olayları izlerken, mahallenin bir parçası hissetmekten alıkoyamıyor insan kendini. Mahallenin en küçüğü Noel Baba'ya tekrar inansın diye kar yağmayan bir günde kardan adam yapmaya çabalalarlarken onlarla birlikte panik yapıyor, kızını eyleme gitmesin diye odasına kilitlerken eylemdeki gençleri polisten kurtaran bir babanın çaresizliğini paylaşıyor, lotoyu tutturup zengin olduktan sonra ne alırsa tüm mahalleye alan bir kadının gönlünün zenginliğine minnet duyuyor, ailelerine yakalanmaktan korkan gençlerin ürkek öpüşmeleriyle kalbinizin küt küt attığını hissediyorsunuz.


Reply 1988, gücünü hayatın sıradanlığının olağanüstülüğünden alıyor. Belki de televizyonlarımızda büyük patlamaların ve yer gökleri inleten ilan-ı aşkların olmadığı bir zamanı anlattığı için, kendisi de aşırılıktan uzak. İlk defa aşık olan bir gencin gözlerindeki parıltı kadar naif, bir annenin çocuğunun karnı doysun diye atladığı öğün kadar kıymetli, anne ve babalarımızın da ailelerinin çocukları olduğunu ilk fark ettiğimiz an gibi çarpıcı.

İlk bölümden boğazınızı düğümleyen, yirmi bölüm boyunca hayatın her döneminden sizi geçiren, her duyguyu hissettiren Reply 1988; buruk bir vedayla ayrılıyor aranızdan. Ssangmundong'dan ayrılırken, gençliğe de, hayatın ilklerine de veda ediyorsunuz...

"Şimdi oralar hep apartman olmuştur," diyor Deok Sun günümüzde. "Geri dönüp görecek hiçbir şey yok."

Herkes mutlu olmasına rağmen, buruk ayrılıyorsunuz diziden. Hiç yaşamadığınız bir mahallenin yasını tutuyor, geri gelmeyecek günleri özlüyorsunuz. Ama belki de dizide de çalan 80'ler şarkısı "Endişelenme Canım" (걱정말아요 그대)'da söylendiği gibidir. Geçmiş, geçmişte kaldığı zaman anlamlıdır.

Yüzünde gülümsemeyle ayrılmak isteyenler ise aşağıda Ssangmungdong çocuklarının kapı kapı yemek taşımalarını izlesin mutlaka. Ben tekrar tekrar izleyeceğimi biliyorum...

Indie Pazartesi

Güneşin yüzünü bulutların arkasında saklamaya başladığı ve kaldırdığımız yerlerinden berelerimizi çıkardığımız havalar kapıyı çalınca, en sevdiğim müzikleri dinlemenin zamanı gelmiş demektir...

Soğuk hava müziğidir K-Indie... Camlarınızda pıtırdayan yağmur damlaları veya yavaşça süzülen kar taneleri, elinizde sıcacık kahveniz ve varlığı eski bir dost gibi sizi saran melankoliye daha iyi bir eş düşünemiyorum.

Kore popunun altını kazıdıkça çıkan bu hazineler o kadar zengin ki tek bir kategoriye sokmak, tek bir ilham kaynağı göstermek mümkün değil. Tabii ki Avrupa, özellikle İngiltere, indie müziğinin etkilerini görebilirsiniz ancak Kore'nin iyi olduğu bir şey varsa o da her neye el atarsa atsın onu kendi kültürüne bulayıp, yoğurup, özgün bir şekil vermesi... Ve belki de Korelilerin kalp ağrısı benimkine batıdakilerden daha tanıdık geldiği için en sevdiğim mevsimlerde hayatımın soundtrackini onlar çalıyor ve söylüyorlar...

Pazartesi günleri, size o hafta eşlik etmesi için uzun süredir sevdiğim ya da yeni keşfettiğim K-Indie gruplarından bahsedeceğim. Böylelikle belki size okuldan, işten dönerken kafanızı cama yasladığınızda kulağınızı okşayacak birkaç şarkı hediye edebilirim.

Bütün yazılara aşağıdan ulaşabilirsiniz...

Indie Pazartesi

8 Ocak 2015 Perşembe

Tanıtım ~ "Healer"


Nereden çıktın sen Healer?

Fragmanını ilk gördüğümde Mirror's Edge oyununun konseptinin tamamen alındığını fark edip biraz huzursuz olmuştum. Gerçekten çok güzel bir konsept olmasına rağmen bu kadar bariz bir "esinlenme" söz konusu olunca en azından oyuna ufak bir teşekkür edilmesi gerekliydi bence. Bu yüzden diziyi hem merak etmiş (Mirror's Edge'i gerçekten çok severek oynamıştım) hem de güzel olup olmayacağından emin olamamıştım.

Ancak dizi başladıktan sonra hiçbir şüphem kalmadı. Healer tam anlamıyla harikulade. Aksiyon, romantizm ve komedi dengesi çok iyi sağlanmış. Uzun zamandır hiçbir Kore dizisi bu kadar kalbimi attırmamış, bu kadar ekran başında kıkırdamama ve mutlu olmama neden olmamıştı. Kore dizileri hakkında sevdiğim her şeyi yeniden bana hatırlattı Healer.


Healer'ın konusu kısaca şöyle:
Jung Hoo (Ji Chang Wook) isimli ana karakterimiz "gece kuryesi" ismini taşıyan bir meslek sahibidir. Bu kuryeler, özel olarak eğitilmiş, dövüş konusunda yetenekli ve çatıdan çatıya atlayabilmek gibi uçuk becerileri olan insanlar. (*öhö* Mirror's Edge *öhö* Cidden, dizinin ana müziği bile Mirror's Edge'in ana müziğine benziyor. Neyse.) Jung Hoo'nun takma adı Healer ve gece kuryeleri arasında dünyanın en iyisi. Kimse onun neye benzediğini bilmiyor ve aynı şekilde o da kurye işlerini hiçbir soru sormadan, kim için çalıştığını bile öğrenmeden hallediyor. Karşılıklı bir gizlilik söz konusu yani. 
Jung Hoo'nun tek hayali kendisine bir ada satın almak ve orada yalnız yaşamak. Tek irtibatı olan insanlar "Ahjumma" diye seslendiği hacker patronu ve getir götür işlerini yaptırttığı yardımcısı Dae Young. 
Jung Hoo'nun aldığı görevlerden biri de Chae Young Shin (Park Min Young) isimli bir kızın DNA örneğini almak. Young Shin, evlatlık verilmiş, sevecen bir babayla yaşayan ve sınavlarında çok başarılı olmayıp ortalama bir üniversiteden mezun olmuş olsa da bir gün dünyaca ünlü bir muhabir olma hayali kuran bir kız. Bunun için yılmadan savaşmaya kararlı. 
Kim Moon Ho (Yoo Ji Tae) ise Young Shin'in hayran olduğu Kore'nin en ünlü muhabiri. Jung Hoo'yu, Young Shin'in DNA örneğini alması için tutan kişi de Moon Ho'dan başkası değil. 
Bu üç karakterin haberdar olmadıkları ortak bir geçmişi var ve büyüklerin yaptığı hataları çözmek, kendilerini tanımak ve bir fark yaratmak işi onlara düşüyor. 

Diziyi özetlemek gerçekten çok zor. Geniş bir karakter yelpazesi var ve hepsinin geçmişi, anlatacak bir hikayesi var. Bu yüzden sadece bu kısa tanıtım diziyi hakkıyla açıklamaya yetmiyor. Ancak size şunu söyleyebilirim ki dizi hakkında en ufak bir şüpheniz varsa, hepsini bir yana bırakın ve diziyi izlemeye koyulun. Jung Hoo siz daha ne olduğunu anlamadan kalbinizi çalacak ve Young Shin'i de bağrınıza basacaksınız. Bir sonraki bölümü beklerken saç baş yolmamaya çalışmak da cabası.

O yüzden hiç tereddüt etmeyin ve en yakın Kore dizisi izleme kaynağınıza gidip ilk bölüme gömülün.

4 Temmuz 2014 Cuma

f(x) - Red Light

Dört gözle beklediğimiz Red Light klibi! Klip tek kelimeyle muhteşem. Çekimler, danslar, kıyafetler, mekanlar, her şey harika.
Şarkıya ise biraz alışmak lazım. Son iki senedir çıkan her SM şarkısı gibi şarkı çok kopuk kopuk geliyor kulağa. Ancak özellikle ikinci yarısı harika olmuş.
f(x) sonunda geri döndü!

25 Nisan 2014 Cuma

Drama Diyarlarında Seri Katil Rüzgarı - Gap Dong


Sevimli romantik komediler izlemek isteyen Kore dizisi severler şu sıralar hayal kırıklığına uğrayabilir, çünkü son zamanlarda yayınlanan Kore dizilerinde bariz bir şekilde seri katil teması ağırlıkta. Bunlardan en yenisi de gerçek bir hikayeden yola çıkılan, aynı zamanda bir film uyarlaması da olan Gap Dong...

Gap Dong, 1993-1996 yılları arasında Iltan isimli (hayali) şehirde 9 kadını öldürmüş ancak hiçbir zaman yakalanamamış bir katil. Bu olaylardan 17 yıl sonra, o zamanlar olay üzerinde çalışmış olan polis memuru Yang Cheol Gon (Sung Dong Il) emeklilikten önce yapacağı son şey olarak yeniden Gap Dong'u bulmaya çalışmaya karar vererek Iltan'a geri döner.
17 yıl önce Gap Dong olmakla suçladığı adamın oğlu Ha Moo Yeom (Yoon Sang Hyun ama aslında o hep Oska) da büyümüş ve suçlu çocuklara kol kanat geren bir dedektif olmuştur. Moo Yeom'un ölesiye nefret ettiği Cheol Gon'un dönüşüyle yıllarca bastırılmış duygular ortaya çıkar. Ancak Gap Dong'un cinayetlerine benzer birtakım cinayetler yeniden işlenmeye başlayınca Moo Yeom, Gap Dong'u yakalamak ve babasının masumiyetini kanıtlamak için Cheol Gon'un ekibine katılır.

Moo Yeom ve Cheol Gon tabii ki tek başlarına değiller. Gap Dong'un geri dönüşünün Ryu Tae Oh (Lee Joon) isimli bir genç adamın akıl hastanesinden salınmasıyla aynı zamana denk gelmesi bir tesadüf değil. Henüz onun hakkında pek bir şey bilmiyoruz ancak yeni cinayetleri onun işliyor olması çok büyük bir ihtimal.



Bir diğer karakterimiz ise Maria Oh (Kim Min Jung). Kendisi Gap Dong'un yıllar önce işlediği cinayete küçük bir kızken görgü tanığı olmuş ve bir şekilde hayatta kalmış bir doktor. En ilginç özelliklerinden birisi hastanedeki inanılmaz sadeliğinin, dışarda siyah ojeler ve punk rockçı havasıyla oluşturduğu tezat. Oldukça ilginç bir karakter ve hem Gap Dong'un cinayetinin görgü tanığı, hem de Tae Oh'un doktoru olarak çok kilit roller oynayacağını düşünüyorum.

Son olarak ise Moo Yeom'un yardım ettiği suç işlemiş çocuklardan biri olan, katilimizin kaçıracağı ve daha sonra da cinayetlerini onun yazdığı webtoondaki (internette yayınlanan çizgi roman) olaylarla doğru orantılı olarak işleyeceği Ma Ji Wool (Kim Ji Won) var. Ji Wool, Tae Oh ile yolda karşılaşıyor ve ona webtoonu için model olması teklifini götürüyor. Olayların nasıl gelişeceğini gelecek bölümlerde göreceğiz. (Burnuma Stockholm sendromu kokusu geliyor.)

Kore dizisi severler olarak dizileri ilk bölümlerinden yargılamamayı hepimiz çok iyi biliyoruz. Hepimizin kalbinde yer eden mükemmel çoğu dizi, fazlasıyla yavaş başlangıçlara sahip. Dizilerin hikayelerini oluşturmaları ve karakterlerini iyi tanıtmaları için 2-4 bölüm civarı beklememiz gerekebiliyor.
Ancak Gap Dong, daha ilk iki bölümden izleyiciyi içine çekecek bir hikayeyi ustalıkla ortaya koymayı başarmış. Hemen hemen bütün karakterlerimiz hakkında onların hikayesini önemseyecek, ancak aynı zamanda daha fazlasını öğrenmek isteyecek kadar bilgi sahibiyiz.

Moo Yeom'un olayları kendisini katilin yerine koyarak kafasında canlandırması bana Hannibal'ın Will Graham'ını anımsattı. Ayrıca hikayeyi büyük ihtimalle katilin açısından da izleyecek olmamız da Hannibal'ı hatırlatan bir başka etken. Açıkçası şikayet etmiyorum. Kore draması diyarında biraz daha fazla gerilim görmekte hiçbir sakınca yok. (Ama bu sırada romantik komediler de kaybolmasın bir yerlere lütfen.)

Özetle, Gap Dong ilk iki bölümde ağzımıza bir parmak bal çalıyor ve daha sonra da "geldiği yerde daha çok var, haftaya yine bekleriz" diyerek kavanozu sallıyor. Ben açıkçası daha fazlası için geri döneceğim. Sizi de beklerim.

28 Aralık 2013 Cumartesi

White Christmas Fanmix

İşim gücüm yokmuş gibi, oturup White Christmas için bir şarkı mixi hazırladım. Sözleri bana bazı karakterleri, veya tamamını, hatırlatan şarkılarla bu Noel zamanı diziyi anmak istedim. Umarım sizin de hoşunuza gider.

One More Soul To The Call [dinle | download]

01. One More Soul To The Call - Akira Yamaoka & Mary Elizabeth McGlynn
02. It’s The Fear - Within Temptation
03. Eccentric - After Forever
04. Animal I Have Become - Three Days Grace
05. Blue - Angie Hart
06. Breaking Down - Florence + the Machine
07. Your Rain - Akira Yamaoka & Mary Elizabeth McGlynn
08. A Dangerous Mind - Within Temptation
09. Shy - Sonata Arctica
10. Infra-Red - Placebo
11. Dying - Maximilian Hecker

8 Aralık 2013 Pazar

Lee Juck - Lie Lie Lie



Lee Juck'ın yeni şarkısı çıkar da ben paylaşmaz mıyım? İnsanın kalbine dokunan, her zamanki gibi çok içten bir şarkı yazmış Lee Juck.
Yeni albümü The Meaning of Solitude'u da herkese öneririm. iTunes'dan 9 lira gibi çok uygun bir fiyata satın alıp, dinlemeye başlayabilirsiniz.

7 Aralık 2013 Cumartesi

Heirs ve kafamı duvarlara vurma isteği...

Ben pek bir hayırsız oldum son zamanlarda. Hem size hem de uzakdoğuyla ilgili tüm zevklerime ihanet ettim biraz. Ne bir dizi açıp izliyorum, ne bir Korece şarkı dinliyorum... Cidden ne deseniz az!
Oysa içimden yazmak geliyor. Yazacak bir şeyim olsa bir de!

Buldum! Hadi Heirs'dan bahsedelim!

Heirs açıkçası tüm korkularımı haklı çıkararak ana karakter kızcağımızın bir eşya gibi davranıldığı bir dizi halini aldı. Bu noktadan sonra tek umudum Eun Sang'ın oralardan kaçıp bambaşka bir insanla sağlıklı bir ilişkisinin olması. Ah, ilk bölümlerde öyle de heyecanlanmıştım ki! Kim Tan aslında uyuz değildi! Eun Sang'ın karakteri tek boyutlu değildi! Young Do'nun harika bir iyiye dönüşme hikayesi olacaktı! Umutlar umutlar...

Son bölümde Kim Tan'ın Young Do'ya "Al senin olsun" demesi bile beni sinir krizine sokmaya yetti de arttı. Eun Sang sizin kavga edip aranızda kimin sahip olabileceğine karar vereceğiniz bir eşya değil. Kendi duyguları, kendi kararları, kendi tercihleri olan bir birey. Birisini takip etmek, birisini zorla öpmek romantik değil. Eun Sang cidden çok daha iyisini hak ediyor.

Ancak dizinin iyi yaptığı birkaç şey de var. Chan Young ve Bo Na ikilisini evimde beslemek istiyorum! Bir de tabii biricik Hyo Shin var. Umarım dizinin sonuna kadar hayatta kalmayı başarır. Hyo Shin, ben sana bakarım. Ben para da kazanırım. Boş ver üniversiteyi. Gel bebeğim. Gel buraya. Sakın atlama bir yerlerden.

Açıkçası üzülüyorum. Chan Young ve Bo Na gibi mükemmel bir ikili yazmayı başaran bir yazar, nasıl olup da ana karakterlerin ilişkisini eline yüzüne bulaştırabilir. Hyo Shin ile beraber bu üç kişi dizideki tek aklı başında insanlar nasıl olabilirler? Sevgili yazar... Elinde Lee Min Ho var! Elinde Park Shin Hye var! Elinde Kim Woo Bin var! Kullansana!

Evet, bu konuda çok doluyum. Heirs'in olabileceği mükemmel dizi ile şu anda elimizdeki enkaz arasındaki fark kalbimi kırıyor.

Şimdi gidip son bölümde Park Shin Hye'nin içine Go Dok Mi'nin kaçması ve daha sonra da Enrique ile birlikte gün batımına doğru koşmaları için adak adayacağım. Enrique, gerçek aşkın ve karşısındaki insana saygı duymanın ne demek olduğunu biliyordu.

28 Ekim 2013 Pazartesi

Fanfiction: White Christmas Karalamaları - 1. Bölüm

Tumblr'da White Christmas hakkında kısa kısa hikayeler yazan birisine rastladım. Bana da ilham verdi. Uzun zamandır buralara uğramıyordum. Sizinle paylaşmak güzel olur diye düşündüm. White Christmas izlemeyenler için pek bir şey ifade etmeyebilecekleri gibi, oldukça spoiler da içermektedirler.

Fonda müzik isterseniz...


  • en değerli şeyler

          Hissetmek Chi Hoon için hiçbir zaman kolay olmadı. Ama, kayıtsızlığının mal olduğu şeyin farkındalığı ile gelen suçluluğu içinde bulmak zor değildi. Deniyordu. İnsanları gördüğünden emin olmaya çalışıyordu. Ufak detayların farkında olduğundan… Arkadaşları, özellikle Moo Yul, ona yolunu bulmada yardım ediyordu. Arkadaşlar… Bu kelime ne zaman ağzından çıksa, geride tuhaf bir tat bırakıyordu. Hani bir yemeği ilk defa tadarsınız da tadını nereye koyacağınızı bilemezsiniz ya… Yine de, onların varlığıyla her şey daha renkli görünüyordu. Belki de sadece Mi Reu’nun saçı yüzündendi. Bilmiyordu. Ama hayatta, insanların çözülemez dediği denklemleri çözmekten daha tatmin edici şeyler olduğunu düşünmeye başlıyordu.

  • eve dönüş

           Bir sonraki Noel, haddinden erken geldi. Eun Sung önündeki forma baktı. “Eve gidecek”in yanına bir çarpı vardı. Okulda kalmayacaklardı. Tabii hiçbiri buna istekli değildi, en azından açık açık, ama cezbediliciği yadsınamazdı. Annesinin düşüncesi okulun soğuk koridorlarından daha sıcak hissettirmiyordu. İkisi de Eun Sung’un hayatının bir sır uğruna feda edildiğini ömürleri boyunca hatırlayacaklardı.
          “İyi olacak mısın?” diye sormuştu Moo Yul önceki gün, eve gidecekleri kararını aldıklarında.
          “Evet,” demişti Eun Sung çabucak, bir yandan jiletini sakladığı cüzdanıyla oynarken.

  • keder ve korku yok olduğunda

Polis soru sormayı bırakalı üç kış geçmişti. Moo Yul en başından beri o gece yaşananların asla su yüzüne çıkmayacağını biliyordu. Ama acabalar, polis onları bilgi için sıkıştırmayı bırakana kadar midesini dürtüp onu kusacak gibi hissettirmeyi bırakmadı. Her sene Yoon Su’nun mezarını ziyaret ettiğinden emin oldu ve her seferinde Kim Yo Han’ınkini ziyaret edecek gibi oldu. Çünkü o biliyordu.
Moo Yul artık o sekiz güne dönüp baktığında keder ya da korku hissetmiyordu. Ama hissetmediği bir duygu daha vardı ve Kim Yo Han bunun olacağını biliyordu.

7 Haziran 2013 Cuma

Yorumlar: I Hear Your Voice - 1. Bölüm

Bir süredir "Hadi Yuna, kalk bir şeyler yaz," diye kendimi teşvik etmeye çalışıyorum. Zira aynı anda hiç izlemediğim kadar drama izliyorum şu sıralar. Hepsi hakkında diyeceklerim var olmasına var ama hiçbiri hakkında oturup yazacak kadar motivasyonum yoktu açıkçası. Gu Family Book'u severek izlememe rağmen tamamen potansiyelini çöpe atan bir dizi korkarım. Güzel, keyifli, sürükleyici ve gerçekten mükemmel olabilecek kadar malzemesi olan bir dizi. Ancak potansiyelini kullanamadı ve kusursuz olabilecekken iyi oldu sadece. Son altı bölümde neler değişir bilmiyorum. Yine de dört gözle bekliyorum elbette.

Dating Agency: Cyrano'ya gelince, o da oldukça hoş. Yine de, belki konuşmak için çok erken ama, karakterlerle herhangi bir bağ kuramadım. Daha önceki Flower Boy dizilerinin sahip olduğu ruha sahip değil sanki. (Gerçi K-indie şarkılar kullanarak kalbimi fethetmeye çalışıyorlar.) Umarım ilerleyen haftalarda toparlar.
Gelelim yazımın asıl kahramanına: I Hear Your Voice. Ben bu diziyi şimdiden çok sevdim! Zaten başkalarının düşüncelerini okuyabilmek konusu oldukça ilgi çekici... İyi işlendiğinde keyif almamam için hiçbir neden yok. Ayrıca karakterlerle direkt bağ kurabildim. (Evet, bu benim için önemli bir unsur.) Bunda bölümün yarısından çoğunu kapsayan geçmiş sahnelerinin etkisi büyük. Hye Sung ve Soo Ha'nın bugün neden böyle insanlar olduğunu, hayatlarında yaptıkları seçimleri neden yaptıklarını, karakterlerini ve birbirlerine ne ifade ettiklerini çok güzel bir şekilde izleyiciye vermeyi başarmışlar.

Oska Kwan Woo'yu da daha fazla görmek için sabırsızlanıyorum. Saf ve geveze Kwan Woo ile kötümser ve alaycı Hye Sung'un etkileşimlerini çok büyük keyifle izleyeceğime eminim.
Soo Ha'nın Hye Sung'a olan platonik aşkı ise son zamanlarda şahit olduğum en sevimli şey olabilir. Kıyamam ben sana. Umarım Kwan Woo yüzünden kalbi çok kırılmaz. Ne zaman kalbinin iyileşmesine ihtiyacın olursa Yuna burada Soo Ha... Öhöm.

Sonuç olarak, çok büyük ihtimalle kafanızı daha çok karıştırmakla beraber, I Hear Your Voice'ın sevimli ve izlenesi bir dizi olduğuna inanıyorum. İlk bölüm tamamen hikayenin tabanını oluşturmak üzereydi. İkinci bölümün de karakterlerimizin tamamen bir araya gelmesini sağlayacağını düşünüyorum. Haftaya ise Soo Ha'nın babasıyla ilgili gizemlere hafiften yelken açacağımıza inanıyorum. Bakalım artık. Umarım böyle devam edersin I Hear Your Voice. Ben seni çok sevdim.

30 Mayıs 2013 Perşembe

Jang Gi Ha and the Faces - 조금만 기다려요

Yakında Başlayacaklar: I Hear Your Voice

Sizi çok ihmal ettiğim ve Kore dizilerinden haberlerden mahrum ettiğim için kendimi o kadar mahcup hissediyorum ki, bütün bulduğum haberleri kafanıza fırlatmadan içim rahat etmeyecek. Tabii, ben olmasam da dizilerden pek tabii ki haberiniz oluyordur ama nedense gelecek bir diziden haberim olup size haber vermek gibi bir sorumluluk hissediyorum üstümde. Öhöm, neyse, lafı fazla uzatmadan I Hear Your Voice'tan bahsetmeye başlayalım.
Başrollerinde Lee Bo Young, Yoon Sang Hyun ve Lee Jong Suk'un bulunduğu dizi; hırslı ve dosttan çok düşmana sahip avukat* (public defenderı çeviremedim) bir kadın olan Jang Hye Sung, idealist ama beceriksiz bir avukat* olan Cha Kwan Woo ve insanların zihnini okuyabilen bir lise öğrencisi olan Park Soo Ha'nın hikayesini anlatıyor. (Yaşasın! Oska ve Han Tae Ssun yeniden bir arada!) Duyduklarımız kadarıyla, Soo Ha'nın karakteri neredeyse School 2013'teki karakteri Go Nam Soon ile aynı. Kavgalara karışan, sorunlu... Sadece süper güçler eklenmiş durumda. Ayrıca Hye Sung'a karşı da karşılıksız bir aşk beslemekte.
Dizinin konusu çok net bir şekilde açıklanmasa da, bu üç karakter bir araya gelip suçları çözmeye başlayacaklar. Çözmeleri gereken en büyük gizem ise Soo Ha'nın güçlerinin ardındaki sır olacak.
I Hear Your Voice, 5 Haziran'da televizyon bilgisayar ekranlarımıza gelecek. Sizi, her zamanki dileğim olan "lütfen güzel olsun" ile beraber fragmanlarla baş başa bırakıyorum.



*Yardıma ihtiyacı olan, çaresiz insanlara yardım eden türden bir avukat.

Yeni doğum günü!


Az önce sitedeki yazıların tarihlerini biraz katlettim gibi bir şey oldu. Ekranın başında Jin Rak gibi bağıracaktım ki saatin sabahın beşi olduğunu hatırlayıp dilimi ısırdım. Her neyse. O kadar da önemli değil aslında ama ilk yazımın tarihini kaybetmeme neden oldu. Böylelikle de blogun doğum günü bir muamma halini aldı. Mart 2012 civarlarında olduğunu hatırladığımdan dolayı, ilk yazının tarihini 9 Mart yaptım. 9 Mart Japonlar için baharın başlangıcı demek. Ayrıca çok sevdiğim bir şarkının adı. Benim için anlamlı bir tarih oldu.
Belirtmek istedim...

29 Mayıs 2013 Çarşamba

İzlemekte Olduklarım: Dating Agency; Cyrano

Yeni Flower Boy draması haberleri yayılır da Yuna sessiz kalır mı? (Bu haberi yapmak için geç kaldığım gerçeğini görmezden geliyoruz.) Kore dizilerinin başına gelen en güzel şeylerden biri şu flower boy dizileri... Bilmeyenler için, flower boy -ya da resmî adıyla Oh!Boy- tvN isimli bir kablolu kanalın yakışıklı genç erkeklerden oluşan diziler serisine verdiği isim. Ancak bu dizilerin en büyük özelliklerinden birisi gerçekten enfes senaryoları ve anında bağ kuracağınız anlamlı karakterleri olması. Flower Boy Ramyun Shop ile başlayan seri, mükemmel ve favori Kore dizilerimden olan Shut Up! Flower Boy Band ile devam etmiş ve en son da Flower Boy Next Door ile kalbimizi ısıtmıştı.
Şimdi de Dating Afency; Cyrano ile yakışıklı erkeklerimiz, ve umarız,  enfes senaryolar ve karakterler geri döndü. Cyrano Agency filminden uyarlama olan dizimiz, film de bir webtoondan uyarlamaydı gerçi, eski bir tiyatroyu kurtarmak amacıyla para kazanmak için çöpçatanlık yapan bir şirketin hikayesini anlatıyor. Oyuncular olarak ünlü oyuncu Lee Jong Hyuk, SNSD'den Choi Soo Young ve karizmatik Lee Chun Hee'yi başrolde izliyoruz. Onlara Jo Yoon Woo ve sabah uyandığımda yatağımda yanımda görmek istediğim insanlar listesinde bulunan Hong Jong Hyun eşlik ediyor. (Direkt tüm White Christmas oyuncuları listemde bulunmakta. Evet, Esom dahil.)
İlk bölüm son derece eğlenceliydi. Birkaç bölüm sonra diziye tam olarak ısınıp ısınmadığıma karar verebilirim sanırım. Gerçi, eğer söz konusu Flower Boy serisi ise sorgulamadan diziye dalacak bir insanım ben. (Shut Up! Flower Boy Band içime sonsuza dek işledi.) Umarım hayal kırıklığına uğramam. En iyisi tahtaya vuralım ve dizinin tadını çıkaralım.

7 Mayıs 2013 Salı

Yuna Kore'yi Boşlarken...


Son zamanlarda Kore dizilerini pek bir boşladım. Ama açıkçası canım hiçbir şey izlemek istemedi. Sadece Gu Family Book'u takip ediyorum (Gu Family Book hakkında bir ara konuşmalıyız!) ama bu sırada ders çalıştığımı veya sosyalleştiğimi sanmayın. Son bir iki aydır o işleri yapmıyorum. Özel hayatı bir kenara bırakıp konuya dönersek biraz değişiklik adına kendimi Kore dışındaki bazı uzak doğu dizilerine adadım.

25 Nisan 2013 Perşembe

White Christmas

"Canavarlar doğarlar mı, yoksa yetiştirilirler mi?"


White Christmas
White Christmas, ya da diğer adıyla Monster, 2011 yılında KBS2 kanalında yayınlanmış olan 8 bölümlük bir drama. İzlediğim ilk gerilim draması olmakla beraber, favorilerim arasına da girmiş bulunmakta.
Susin Lisesi, Kore'nin en zeki öğrencilerinin alındığı bir lisedir. Dağın başında ve kimsenin kaçamayacağı bir yerde olan bu lisede, ders çalışmak dışında hiçbir şey yapılmamaktadır. 
Yurt odalarında bile kamera bulunan öğrenciler buraya "Alcatraz" demektedir. Öğrencilerin yıl içindeki tek tatilleri Noel'de başlayıp yılbaşına kadar devam eden sekiz günlük tatildir. Hikayemiz bu sekiz günlük tatilde eve gitmek yerine okulda kalan öğrencileri ve onların başındaki öğretmeni anlatmakta. Okulda kalan öğrencilerin hepsi birer mektup almıştır ve bu mektupta sekizinci günün sonunda bir ceset bulacakları yazmaktadır. İlk gece trafik kazası yapıp okullarına sığınan bir psikiyatrist ve okulda saklanan başka bir öğrencinin varlığı ile grup tamamlanır ve gerilim dolu günler başlar. Dizi hakkında ufak bir not da soundtrackinin mükemmel olması. Massive Attack, Alice in Chains'ten tutun Vivaldi'ye kadar uzanan geniş ama aynı zamanda dizinin ruh halini en iyi şekilde yansıtan bir soundtracki bulunuyor dizinin. Başa koyduğum parça da dizinin soundtrackinden. Tüylerimi diken diken ediyor ne zaman dinlesem.
Eğer diziyi izlemediyseniz ve izlemeye niyetiniz varsa, size önerim yazının devamını okumamanız yönünde. Çünkü çok etkileyici ve sürükleyici bir dizi ve ne kadar bilmezseniz o kadar zevk alırsınız. Yazının devamında ayrıntılı bir şekilde tek tek tüm karakterleri anlatacağım ve dizinin sonu hakkında da yorumlarımı paylaşacağım. Uyarıldınız. ^^

7 Nisan 2013 Pazar

Lee Min Ho ve Park Shin Hye aynı dizide!

Hayallerim gerçek oldu! En sevdiğim Koreli aktörlerden biriyle en sevdiğim Koreli aktrislerden biri (ya da direkt en sevdiklerim) sonunda beraber bir dizinin baş rolleri oluyorlar!
Lee Min Ho'nun zaman zaman eksikleri olsa da ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu ve inanılmaz bir potansiyeli olduğunu bilmeyen yok zaten. Gözlerimize şenlik olması da cabası. Park Shin Hye ise You've Fallen For Me'deki rolünden nefret etsem de aslında ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu Flower Boy Next Door'da kanıtladı. Bu kıza iyi bir yönetmen ve şeker komasına girmemiş bir karakter vermek lazım. O zaman ne kadar büyük bir cevher olduğunu gösteriyor.
Dizinin senaristi ise hepimizin çok sevdiği Secret Garden'ın senaristi Kim Eun Sook. Dizinin He Who Wishes To Wear the Crown, Endure Its Weight: Heirs gibi bir ismi var. Evet, oraya girmeyelim ve kısaca Heirs diyip geçelim. Lütfen lütfen lütfen güzel bir dizi olsun ve kız karaktere de en az erkek karaktere verildiği kadar önem verilsin. Lütfen?